






| 1. | Brezilya Portekiz'i Fena Dağıttı |
| 2. | Arda: İspatlansın Futbolu Bırakırım |
| 3. | Dikkat! Fener Geliyor! |
| 4. | Real Madrid Deivid`in Mi Peşinde |
| 5. | Bayern Saç Baş Yoldurdu! |
Spora Adanmış Bir Hayat: Murat Kosova
16.03.2006 |
Tolga Kaprol yazdı
Üniversite öncesi gençlere "Sevdiğin işi yaparsan; çalıştığını hiç hissetmezsin" denilir. Bu sözün gerçek hayattaki karşılığı Murat Kosova olsa gerek.
Üniversite öncesi gençlere "Sevdiğin işi yaparsan; çalıştığını hiç hissetmezsin" denilir. Bu sözün gerçek hayattaki karşılığı Murat Kosova olsa gerek. NTV ve NBA Tv'nin spor yayınlarında önemli bir yer teşkil eden Murat Kosova ile yoğun iş temposunun arasında mesleki başarısı ve spor üzerine keyifli bir söyleşi yaptık.
- Murat Bey, ilk olarak kendinizden biraz bahseder misiniz ? Spora olan ilginiz nasıl başladı?
Küçük yaştan beridir sporun içindeyim. Bunda ailede sporcu kişiliğe sahip insanlar varolması önemli bir etkendi. Futbol beni spora bağlayan daldı. Tahmin ediyorum dört yaşından beri sporsuz bir günüm geçmedi. Ancak iyi bir öğrenci olmam en büyük derdim oldu. Fen lisesini kazanmıştım. O yıllarda Fen Lisesini kazanmak çok önemliydi. Türkiye'de sadece birkaç fen lisesi eğitim veriyordu. Çok az öğrencinin yakaladığı bir şanstı ve mecburi olarak yatılı devam etmem gerekiyordu. Bu da spor hayatıma etki etti. Ailede genetik olarak kıkırdak problemi de var. Bu problem spor yapan akrabalarımızda karşımıza çıkıyor. İlk büyük sakatlığımı 16 yaşında yaşadım. Alçısız dolaşamıyordum. En son iki sene önce atroskopi oldum. Bu yüzden spor hayatım kısa oldu. Ama sporun içinde kalmaya çalıştım. Doksanlı yılların başında İlker Yasin'in Show TV ekibi ile kariyere başladım.. Öğrenmek ve Bildiklerimi insanlara aktarmak en büyük isteğim. Okay Karacan ve Güntekin Onay ile beraber çalışmak büyük şans. Basketbol’da ise benim için idol olan Murat Murathanoğlu, Batur ağabey ve Kaan Kural gibi değerli isimlerle çalıştım. Yiğiter Uluğ'dan da çok şey öğrendim.
Rahmetli Arman Talay'dan da çok şey öğrenmiştim. Arman Talay, Türk spor yayıncılığının temellerini atan en büyük kişilerden biridir. Bir ara İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki İnşaat Mühendisliği eğitimim nedeniyle kopma noktasına gelmiştim. Özel hayatımla ilgili problemlerim vardı. Çok zor şartlar artında çalışıyordum. Arman Ağabey beni Pes ettiğim bir noktada ayrılma kararından döndüren kişiydi. Yine rahmetli Kenan ağabeyin beni NTV ye transfer etmesi, zaten var olan atletizme ilgimin daha da artmasını sağladı. Kenan ağabey de gittiği tüm seyahatlerde beni de yanında götürerek bildiği her şeyi bana aktarmaya çalıştı. Mesleki kariyerimde çok şey öğrendiğim birçok kişi var ama Rahmetli Kenan Onuk'u ayrı bir yerde tutmam doğru olur.NTV Spor Servisi'ni kurdu, çok güzel insanları bir araya getirdi.
- Futbol ve basketbol dışında ilgi duyduğunuz bir spor dalı var mı ?
Kenan ağabey ile atletizm anlattık. Küçük yaştan beri atletizme de ilgi duyuyordum. Çocukların sporu sevmesi için kahramanların olması gerekir. Bunun dışında küçük anektodlar da vardı. Babamın top alması, maça götürmesi de etkili oldu. O zamanlar televizyondaki spor programlarını hiç kaçırmazdım. TRT yıllarında Atletizmden kahramanlar seçerdim. O yıllarda kahramanım Sebastian Coe idi. Coe ve Steve Ovett orta mesafe koşucularıydılar. Kenan ağabeye yıllar sonra sormuştum: "Sende Sebastian Coe'yu seviyor musun?" diye. O da Coe'yu seviyormuş ve Ovett'e karşı antipati duyuyormuş. Spikerlerin seyirciye etkisi oluyor. Belki ben de onun yüzünden yıllarca Ovett'i sevmedim. Yıllar sonra Roma'da bir yarışa gittiğimizde, göbekli ve kel bir adam geldi. Birisine benziyordu ama çıkartamadım kim olduğunu. Tam yanımda birisi Steve diye seslendi. o anda uyandım, meğerse Steve Ovett'mış. Kendisi ile tanıştım. Yanında gülmemek imkansız, dünyanın en tatlı adamlarından biri. Ovett'a ileride bir adam gösterdim. Ben küçükken sizin Sebastian ile yarışlarınızı o anlatırdı. Şu gözlüklü adam yüzünden senden küçüklüğümde nefret ettim dedim. Çok gülmüştük.
- Bu işte alaylı olarak başladınız. Basında çalışmak için mektepli olmak zorunluluk halinde midir, bu sektörde çalışmak isteyenler için neler önerebilirsiniz ?
Sporu çok seviyorum. Bunu hiçbir zaman iş olarak görmedim. Halen bu işten çok zevk alıyorum. Mesleğimdeki başarının en önemli anahtarI bu. Çok çok büyük bir kazancım yok ama mesleğimi severek yaptığım için bunu hiç dert etmem. Her meslekte olduğu gibi bu mesleği yapan ama hak etmeyip çok para kazanan insanlar da vardır mutlaka. Yada tam tersi, çok çalışıp hakkını alamayan insanlar...
İşler şimdi biraz değişti. Biz başladığımızda Özel TV'leri yeni yayına başladıkları yıllardı. Biz o zaman olan bir boşluğu doldurmak için ortaya çıktık. O günlerden kalan çok insan var. Şimdi ise işler daha farklı. Sektörde doyum noktası geçildi. Reklam pastasından pay edinmek artık daha zor. Okullu olmak şimdi daha önemli. Daha kısa sürede bir şeyleri aşmanız gerekiyor. En azından bizim kanal, stajyer seçiminde okulluları ön plana alıyor. Buradaki amaç da eğitimin doğru değerlendirilebilmesi. Sonuçta bu iş yetenek ve sevgi işi. TV'nin her noktası için eğitim avantaj olabilir, bir noktadan sonra kişisel yetenekler ön plana çıkıyor çünkü bu iş bir sanat. Eğitimin de üzerine bir şeyler konulmalı. Okuldan alınan eğitim hiç bir zaman yeterli olmuyor. Yaratıcı bir kişiliğe sahip olmak da önemli. Haberci olmak ayrı bir eğitimle beraber ayrı bir yetenek ve kişilik olgusu. Haberi koklamak herkesin yapacağı bir iş değil. Eğitim çok önemli bir avantaj. Bu konuda en önemli örnek Okay Karacan. Onun Türkçesinde, diksiyonunda, okullu olmanın etkilerini görebilirsiniz.
- Şu anki mesleğinize nasıl başladınız. NTV öncesindeki deneyimleriniz nelerdi ?
Daha önce Show TV vardı. Bir süre TWI ( Futbol Mundial yapımcısı) ile çalıştım. Daha sonra İlker Ağabeyin ekibi Kanal D'ye geçti. Tabii ben de. Ama kısa bir süre sonra NTV kuruldu ve Kenan Onuk beni davet etti. Kenan ağabey ve Yiğiter Uluğ’nun ilk işe aldığı isimdim. Bugünkü spor servisini daha o günlerden bana anlatmıştı. Zaman içinde düşündüklerimizin hepsini beraberce gerçekleştirdik. Aralarda gazeteler ve dergilere de yazdığım oldu. Radikal'in spor ekine Yeni Yüzyıl gibi gazetelerde birkaç yazım yayınlandı.
- Türkiye'de spikerlik standardı hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce Türkiye, bu alanda dünya standartlarını yakalayabildi mi ? Genel kanı odur ki, Türkiye'de çok iyi seslendirme yapılmaktadır. Sesin kalitesinin en iyi olduğu ülkelerden biri sayılır ama sanki bir eksik var gibi. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda ?

Maç anlatımı bir kültür meselesi. Yurtdışı ile karşılaştırılması doğru değil. Bu iş ülkelerin kültürüyle ilgili ve her ülkenin de kültürün ayrı. Dünya standardı diye bir olgu yok. Filmlerdeki seslendirme benim alanıma girmiyor ama kişisel yorum isterseniz; seslendirmeyi çok az ülke kullanıyor. Eski Doğu Bloğu ülkelerinde tüm filmi bir kişinin seslendirdiği de oluyor. Türkiye'de ise çok emek sarf ediliyor ama yine de bir kıyaslama yapılması doğru olmaz.
- Peki sizce Türkiye'de gelmiş geçmiş en iyi spor spikeri kim? Örnek aldığınız biri var mı ?
Çok göreceli bir konu. Zevkler ve renkler konusu gibi herkesin farklı beğenileri var. Ama beni bu işe ilk gönül vermeme neden futbolda İlker Yasin, basketbolda Murat Murathanoğlu , atletizmde Kenan Onuk'tur. Onlar benim örnek aldığım insanlar. Sadece bu üç insan yok tabii ki ama beraber çalıştığım herkesin bende etkileri oldu.
- İşinizin bir parçası olarak gazetelerdeki köşe yazılarını da takip ediyorsunuzdur kuşkusuz. Yazılarını en çok beğendiniz köşe yazarı kimdir ? Türk Yazılı Basını'nın bugünkü halini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eskiden daha fazla heyecan duyuyordum. Ama uzunca bir süredir biraz olayın büyüsünü kaybettiğini düşünüyorum. Birçok kişinin spor ruhundan uzaklaştığını düşünüyorum. On yıl önce çok daha fazla yazı okuyabilirdiniz. Daha kısıtlı imkanlar olmasına rağmen şu anda doğru düzgün köşe yazarlığını icra eden çok az kişi kaldı. Köşeler başka amaçlar için kullanılmaya başlanıldı. Bence bu tehlikeli bir durum. Çok okumama rağmen yazılı basını takip edemiyorum. Elektronik basının çok daha çabuk ve okuyucuya direkt ulaşması yazılı basın için çok büyük bir tehlike. İnternet aracılığıyla, haberleri bilgileri sonuçları takip etmek çok cazip. Yazılı basının farklı konuları ön plana alması lazım. Farklı bir yayıncılık anlayışı güdülmeli. Daha kalifiye kadrolar çalıştırılmalı.
- Maç anlatmadan önce, takımlar hakkındaki bilgileri kendiniz mi hazırlıyorsunuz ?
Eskiden istatistikleri gazete kupürlerinden toplardım. Her anlatım öncesi NBA, atletizm veya futbola birkaç saat kırtasiyem oluyor. Ezbere anlatacağım maç olsa bile yayına kesinlikle hazırlıksız çıkmam. Oldu bittiye gelen işleri sevmem. Seyircinin önüne hazırlıksız çıkmam. Bir bilgiden emin bile olsam kağıda yazarım. Basketbol yayınları öncesi Kaan Kural ve Murat Murathanoğlu'nun adını bile kağıda yazarım. O maçla ve anlatım ile ilgili her şeyi yazarım. Napolyon’un bir sözü var, “savaşa girmeden önce O savaşı kazanmak isterim” diye. Bilgilere ulaşmakta kullandığım en büyük yardımcım internet, kitap ve almanaklar. Ve her sene düzenli tuttuğum dosyalar da var.
Maçlardan önce öngörünüm hazırlıyorum. X ile Y oynarken, aklına bir hikaye geliyor yada bir espri buluyorsun. Ancak hepsini yayında söyleyemiyorsun. Yıllarca bu takibi sürdürdüğün için bunlar birikiyor ve başka bir anlatımda kullanıyorsun. Yıllar önce şöyle bir olay olmuştu gibi. Sürekli çalışma ve kendini yenileme şart, ve kendini hiçbir zaman yeterli görmeyeceksin.
- Genelde yurtdışı maçlarını sunuyorsunuz. Biz sizi Türkiye Süper Ligi'ndeki maçları canlı anlatırken de görmek istiyoruz. Sizce bu mümkün olacak mı ?
Açıkçası iki kere ayrı ayrı kuruluşlarla konuşmalarımız olmuştu ama ortak payda da buluşamadık. Benim için çok çok önemli bir konu değil. Benim önüme ne iş konulursa onu en iyi şekilde yapmaya çalışırım. Türkiye Ligi'ni sunmaktan tabii ki heyecan duyarım. O seyirciye de ulaşmak benim için çok önemli. Ama önce önüme konan işi daha iyi yapmaya çalışıyorum. O sevgiyi o işe yansıtmaya çalışıyorum. İlla da öyle bir şey olacak diye bir şart yok.
Benim için Premier Lig ve FA Cup önemliydi ve yerinden anlatım şansını elde ettim. NBA yayınları da olunca seyahat mümkün olmamaya başladı. Örneğin Anfield'a gidip maç anlatmak büyük bir tutkuydu ve gerçekleşti. Mesleğim sayesinden pek çok yer gezdim. Çok farklı insanlarla tanıştım. Sporcu olsun, basından olsun. O tür bir tatmin benim için çok önemliydi. Hiç bir zaman işim bitsin de eve gideyim demedim.
NBA de çok büyük bir tutkuydu. Karar mekanizmasındaki insanlar beni çok seviyordu ve olumlu yaklaştılar. NBA’i ikna etmekte ise zorlandık. NBA maçını yerinde anlatmak, yıldızlarla tanışmak benim için büyük bir olaydı. Bunlar hep mesleki tatminlerdi ama asıl olan insanların sizi takdir etmesi. Bu iş eğlence sektörü ve onlara mümkün olduğunca bilgi ve heyecan verebilmek önemli.
Bir gün bu kariyere nokta koyarsam da bildiklerimi gençlere aktarmak isterim. İşin her kısmını seviyorum. Hangi yayına çıkıyorsanız hakkını vermeniz lazım. Ekrana bakanlar o işte yetersiz kalıyorsanız yada işinizi sevmiyorsanız anlarlar. İşi sevmek, yeterli olmak püf noktası. Her zaman elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.
- İlk canlı sunduğunuz futbol maçı hatırlıyor musunuz ?
İlk gittiğim maç Samsunspor maçıydı. Babam o zamanlar orada bölge şefiydi. Çok iyi hatırlamıyorum ama Samsunspor - Trabzonspor maçı olabilir. (Tahminen 32-33 yıl önce) Sunduğum ilk canlı karşılaşma ise Cannes - Fenerbahçe maçının ilk yarısı idi. Maçtan hemen önce İlker ağabeyin bağlantısı kesildi. Kanalda o kadar spiker varken beni alıp yayına soktular. O gün piyango bana çıktı ama güzel bir sunum olmuştu. Benim anlattığım ilk yarı 0-0 bitti. İkinci yarı İlker ağabeyin bağlantısı kuruldu ve maça o devam etti, maçı 4-0 Cannes kazandı.
Kariyerimde anlattığım Liverpool - Tottenham maçı da önemli bir yere sahiptir. Anlatım yerine gidiyordum, çıkış koridorundan çıktım ve "Never walk alone" yazısının altından geçip Fowlerların, Duglish'lerin çıktığı yerden çıktım, bu çok büyük bir heyecandı benim için.
- Spikerlik kariyeriniz boyunca anlattığınız en heyecanlı maç hangisiydi ?
O kadar çok var ki kesin bir şey diyemem. Premier League'den bir maç olabilir? NBA maçı olabilir, Milli takım maçı da olabilir. Mahalledeki çocuklar oynarken bile heyecan yaşayan bir adamım. Atletizmde anlattığım dünya rekorları vardı, onların heyecanını anlatamam.
- NBA ve TBL yayınlarının alınmasıyla Murat Kosova'yı basketbol arenasında da görmeye başladık. Daha önce de aynı ilgiyi duyuyor muydu? Yoksa bu ilgi sonradan mı ortaya çıktı
Son birkaç aydır futbol anlatamıyorum. Zamanım uymuyor. Ama uyarsa bir cumartesi günü futbol maçı anlatırım yine. Programa göre hareket ediyoruz. Özel bir durum değil.
- NTV yayınları dışında NBA TV’de de çalıştığınızı biliyoruz. NTV'de basketbol, futbol yayınlarına büyük emek sarf ederken NBA TV’deki yayınlara da yetişmeniz size zorluk yaşatıyor mu?
Bu kadar yoğun tempoda özel hayat diye bir şey kalmıyor tabii. Ayda bir kez, zar zor ailelerimize vakit ayırabiliyoruz. Şebnem de 5 aylık hamile, onunla ilgili tetkiklerimiz oluyor. Belki ayda bir kez sinemaya gidiyoruz.
- Türkiye'de bir NBA programı yapmak ilk başlarda bir çok kişiye ilginç geldi ama o kadar kaliteli bir program ortaya çıktı ki seyircilerin tepkisi genel olarak çok olumlu oldu ve izlenme oranları da ne kadar etkili olduğunu anlatıyor zaten.NBA Stüdyo'nun ortaya çıkması nasıl gerçekleşti? Bununla beraber NBA Stüdyo'ya Murat Murathanoğlu'nun katılması kimin fikri idi? "Kendisini çok başarılı buluyoruz üçüncü kişinin eksikliğini tamamen giderdi.
İlk başlarda Türk Basketbolü’ne darbe vurduğumuz iddia edildi. Bence bu bir sinerji. Basketbolün yayıncılarının hepsi aynı amaca hizmet ediyor. Çocukların sporu sevmesi için kahramanları yaratması lazım. NBA de tam bir kahraman makinesi. Sporda yayınlar ne kadar çok olursa o kadar fazla spor sever yetişecek. İlk olarak NBA’in internasyonel yayınlarını almıştık. Bana program yap dediler. O zamanlar Futbol.net'i yapıyordum. (O programı da sıfırdan yapmıştık) İlk interaktif programdı. İlk anket yapan, site tanıtan spor programıydı. NBA Stüdyo da Futbol.net'in bir takipçisi. Yaptığım çalışmalarda spor servisinin ve Şebnem’in çok büyük katkısı oldu. NBA Stüdyonun da bu noktaya gelmesinde Kaan Kural ve Murat Murathanoğlu'nun katkısı çok büyük. Onların sempatisi ve sıcaklığı çok önemli. programı yaparken çok eğleniyoruz.
- NBA Stüdyo'nun süresini uzatmayı düşünüyor musunuz ? İzleyenlerin çoğunluğu sürenin az olduğunu düşünüyor.
Burası bir haber kanalı olduğu için süremiz kısıtlı. Stüdyonun süresi için de eleştiri geliyor ama Türkiye Ligi maçından sonra NBA Stüdyo giriyor. Lig maçı olmadığı zaman o sürenin NBA Stüdyo'ya eklendiği de oluyor. Maçtan sonra yayına girip tüm süreyi kullanmaya çalışıyoruz. Ama kanalda sadece NBA yayını yapmıyoruz. Almanya, İspanya ligi var, haber programları, spor yayınları içinde ekstra vakit ayırmak zor. İnsanların ilgisi var ki uzatmamızı istiyorlar, Bu tabii ki çok güzel ama her şeyi gerçekleştirmek çok zor. Biz bütünüyle bir spor kanalı değiliz.
İngiltere ligini bıraktık diye eleştiriler de oldu ama şartlar öyle gerektirdi. Elimizden geldiğince herkesi mutlu etmeye çalışıyoruz. Ancak şu anki teknoloji ve imkanlar dahilinde herkesi mutlu etmek zor. ilerde enformatik inanılmaz bir düzeye geldiğinde daha fazla insanın isteğini karşılayabileceğiz sanırım. Biz şimdi nasıl İnternet'de her maçın skorunu, golleri atanları anında görüyoruz, ileride de TV aynı noktaya gelecek ama şu anda öyle bir şey mümkün değil. Şu anda biz çoğunluğu mutlu etmeye çalışıyoruz.
- Biz Robbie Fowler gibi bir futbolcunun, Liverpool'da gelişmesini, büyümesini ve çok iyi bir golcü olmasını izleyebilen şanslı bir jenerasyonuz. Fowler Liverpool'la o kadar özdeşleşmişti ki Real Madrid'de Raul ne ise, Liverpool için Fowler o demekti. Fowler ayrılınca -biz Liverpool severler olarak- çok üzüldük. Siz neler hissetmiştiniz ?
Ben Fowler için sevinmiştim açıkçası ama Liverpool'dan ayrılmasına da üzülmüştüm. Liverpool apayrı bir yerdir. Tarihe geçmiş bir takımdır. Tarihe geçen bu olayların bir kısmı da maalesef holiganizm olaylarıdır. Ama bu insanların bu sevgisinde bundan önceki dominant futbolun da etkisi vardır. Daha önce böyle bir sevgiyi 1950'lerde Real Madrid oluşturmş. Politika ve saha dışı olaylar spor sevgisine karışmamalı.
Fowler ‘a dönersek, geri dönmesine sevindim. Ben başkanla ve yönetim kuruluyla İstanbul'da tanışma fırsatı bulmuştum. Çok tatlı insanlar, David Moores'in başta olması, kulübün, geleneksel yapısını devam ettireceğinin en büyük garantisi. Onun da Fowler sevgisine sahip olduğunu sanıyorum. Fowler'ın geri gelmesi onun bir jestidir.
- Peki "Asla yalnız yürümeyeceksin" diyen Liverpool taraftarlarının Fowler'ın satılışına "Fowler'ı satanı biz de satarız" tepkisini vermemesine ne diyorsunuz ?
Futbolda böyle şeyler olur.Türkiye'de daha ağırlarını görüyoruz. Bu adam İstanbul'daki final maçında yakınımda oturuyordu ve kupa kalkarken hüngür hüngür ağladı. Çok duygusal olaydı..
- Sıkı bir Football Manager oyuncusu olduğunuzu biliyoruz. Türkiye'deki Football Manager'a olan ilgiyi nasıl buluyorsunuz? Yoğun ilgiye ve isteğe rağmen Türkçe seçeneğinin oyunda olmamasını neye bağlıyorsunuz ?
Bu konuyu çok paylaşan biri değilim. Benim çevremde çok oynayan birisi yok. Ben de eskisi gibi oynayamıyorum. PSP'de (maalesef Sega’nın ki) bile daha çok oynuyorum. Yeni neslin ilgisi bizimki kadar değildir diye tahmin ediyorum çünkü artık daha çok oyun var. Oyun sanayisi çok büyüdü. BU Oyuna DA zaman ayırmak lazım, kafa yoran bir oyun. Oyunda saatleriniz geçiyor. Sizin siteye girip tavsiyeleri okumuyorsa, kopyalar çekmiyorsa oyuncuların işi zor.
- Peki Football Manager'da yeni bir oyuna başladığınızda neler yaparsınız?
Oyuna ilk başladığımda maç programı üzerinde çalışıyorum. Ondan sonra kadrodaki transferleri yapıyorum, gelecekleri, gidecekleri belirliyorum. Genç takım ve rezerv takım derken oldukça vakit gidiyor. Zaten sezon başlayınca her şey devam etmeye başlıyor. Biraz bizim işle benzeşiyor aslında.
- Football Manager oynarken sinirlenip, sinirinizi başka bir yerden çıkardığınız oldu mu ?
Çok eksiden oluyordu. Dört kişilik bir ekibimiz vardı, o zamanlar öğrenciydik. Cuma girip pazartesi çıktığımız oluyordu. Ama inanılmaz eğlenceliydi. şimdiler de saatlerce PES oynayanlar var. İlk aldığım PS oyunlarından biri ISS'ti. O zamanlar üçgen tuşu ile ara pası orada bile vardı ve bu büyük bir devrimdi.

Röportajda emeği geçen İlker Şahin, Aydın Akgün, Seçkin Öcal ve diğer ekip arkadaşlarımıza teşekkür ederiz.
![]() |
Arkadaşına Gönder |
Yazılım ve Tasarım: Turksportal İnternet Grubu
Hakkımızda | Reklam | Kullanıcı Sözleşmesi | Haber Paylaşım Servisi
Alt/Kardeş Sitelerimiz: Football Manager | Futbol | Forum | Maviboyut | Burçlar
Bu siteyi ziyaret eden herkes kullanıcı sözleşmesindeki şartları koşulsuz olarak kabul etmiş sayılır.
Turksportal.net en iyi 1024*768 ve üstü çözünürlüklerde görüntülenir. Microsoft İnternet Explorer 6.0, Opera 9 ve Mozilla 1.7 tarayıcılarında test edilmiştir.
Bu site XHTML 1.0 ve CSS 2.0 kurallarına uygun kodlanmıştır.
Bu sayfa 0,000 saniyede oluşturuldu.
