Toplam Üye:153524
Futbol Ana Sayfa Üyelik Kaydı
Turksportal Futbol
Yükleniyor...
Transfer
Türkiye
Fortis Türkiye Kupası
Dünya Ligleri
Uluslararası Kupalar
Arama

* Turksportal Arama işlemleri Google.com arama altyapısı ile yapılmaktadır.
Goller

Spartak Moscow - Amkar : 1-1

Rusya liginde oynanan Spartak Moscow - Amkar : 1-1 maçının tüm gollerini izlemek için tıklayınız
06.04.2008 20:49:33

Borussia Dortmund - Bayer Leverkusen : 2-1

Almanya liginde oynanan Borussia Dortmund - Bayer Leverkusen : 2-1 maçının tüm gollerini izlemek için tıklayınız
06.04.2008 20:48:18

Bayern Munchen - Bochum : 3-1

Almanya liginde oynanan Bayern Munchen - Bochum : 3-1 maçının tüm gollerini izlemek için tıklayınız
06.04.2008 20:46:59

Barnsley - Cardiff City (FA Cup) : 0-1

İngiltere liginde oynanan Barnsley - Cardiff City (FA Cup) : 0-1 maçının tüm gollerini izlemek için tıklayınız
06.04.2008 20:45:49

Everton - Derby County : 1-0

İngiltere liginde oynanan Everton - Derby County : 1-0 maçının tüm gollerini izlemek için tıklayınız
06.04.2008 20:44:12
Tüm Golleri İzle

Levent Tüzemen Röportajı

27.07.2006 | 

Eray Dengiz yazdı

Levent Tüzemen ile futbolun altını, üstüne getirdik! Usta yorumcuyla, Dünya Kupasından, Süper Lig'e uzanan ve daha bir çok konuyu ele alan keyifli bir röportaj yaptık..

- Öncelikle, röportajımızı kabul ettiğiniz için Turksportal Ailesi adına teşekkürlerimi sunuyorum.

Ben teşekkür ederim.

- Levent bey, spor yazarlığına nasıl ve nerede başladınız, yorumculuk nasıl gündeme geldi?

1978 yılında Ege Express gazetesinde spor yazarlığına başladım, daha sonra aktif dönemim 1980 yılında Yeni Asır ile başladı. Bu dönem 5 yıl sürdü. Sabah gazetesinin İstanbul daki kuruluşunda yer aldım. Spor yazarlığımın yanında teknik yönetmenlik yani gazetenin tüm sayfalarından sorumlu kişi oldum, bu görevimi devam ettirirken deplasmanlara gitmesem dahi Galatasaray’ın Ali Samiyen deki maçlarını izleyip yazılar yazdım, 1996 yılından itibaren dönemin genel müdürü Zafer Mutlu’nun isteği ile yazmaya başladım. Spor gazetesi görevim daha çok Fotomaç’ta başladı. Transfer yıldızlarını sezon öncesi yazdım, hafta içinde köşede yazılarım çıkmaya başladı. Şu anda Vatan’ın spor müdürlüğünü yapan İbrahim Saten’in Sabah gazetesine spor müdürü olmasından sonra spor yazarlığına ağırlık verdim. 98 yılından beri bu spor yazarlığını non stop sürdürüyorum. Yazdığım yazıların ilgi toplamasıyla birlikte televizyon dünyasının da dikkatini üzerime çektim. Önce maç sonraları kameralara yaptığım yorumlar çok enteresan bulundu, daha sonra ise program teklifleri almaya başladım. 2000 yılından itibaren de çeşitli televizyonlarda kalıcı yorumculuk yapmaya başladım. Ama beni televizyonculukta vitrine çıkartan İlker Yasin’in Kanal D’de sunduğu “Spor Mahkemesi”dir. Daha sonra ATV’de iki yıl “Bizim Stadyum”da devamlı yorumcu olarak görev aldım. Şimdi hem spor yazarlığını hem televizyon yorumculuğunu birlikte yürütüyorum.

- Kişisel hedefleriniz nelerdir? Meslek kariyeri açısından en üst noktayı neresi düşünüyorsunuz?

Bence gazetecilikte en üst nokta yoktur. Tek hedefim kendimi sürekli yenileyen bir insan olmak, bunu da titizlikle yapıyorum. Sadece Türk futbolu, Türk sporunu değil dünya futbolunu’da yakından izliyorum. 1982 yılında ilk dünya kupasını İspanya’da izlemiştim. İtalya, Fransa ve Uzak Doğu’daki dünya kupasından sonra 5. dünya kupasını Almanya’da yaşadım. 5 Avrupa şampiyonası izledim. Meslek kariyerimde benim için bu turnuvaların çok özel ve önemli bir yeri vardır. Ama en büyük hayalim bir olimpiyat izlemek. Çin’de yapılacak olimpiyatlar için imkanlar el verirse gazete eğer beni göndermezse de kendi olanaklarım doğrultusunda gitmeyi hedefliyorum. Çünkü bir gazetecinin, bir spor yazarının meslek kariyerinde bir olimpiyat izlemesinin şart olduğunu düşünüyorum.

- Türkiye'de futbol bilgisini arttırmak amaçlı olarak medya ne gibi değişimler yapabilir, ne gibi yeni ve yaratıcı uygulamalar başlatılabilir?

Biz, ülke olarak ve gazeteciler olarak Dünya kupalarında ve Avrupa şampiyonalarında hep başka ülkelerin takımlarını tuttuk. Ama kendi ülkemiz katılmaya başladıktan sonra spor medyası da ön plana çıktı. Kendi içimizde de başarılar ve rekabetler mutlaka yaşanmalıdır ama Avrupa ve Dünya futbolunda hem ulusal açıdan, hem de kulüpler açısından var olduğumuz, ismimizi duyurduğumuz sürece medyada yeni oluşumlar içinde mutlaka olacaktır.

- Galatasaraylı olmak sizin için ne ifade ediyor? Ne ölçüde Galatasaraylısınız?

Ben İzmir’de doğdum, büyüdüm. Şanslıydım. Çünkü 5 İzmir takımının birinci lig’de olduğu dönemleri yaşadım. Altay genç takımında oynadığım dönemlerde Galatasaray’a hayranlığım ön plana çıktı. Çünkü Avrupa’da en beğendiğim kulüpler, Ajax, Bayern Munich, Leeds United ve Nottingham Forest ama Türkiye’de oynanan futbolun üzerinde performans gösteren takım Galatasaraydı. Yasin’li, Gökmen’li, Büyük Mehmet’li, Bülent’li, Tuncay’lı kadrosuyla o Galatasaray çok koşan, hücum futbolunu başarıyla oynayan, hem de Türkiye’deki kötü zeminlere rağmen takım oyununu mükemmel bir şekilde sahaya yansıtan bir takımdı. Benim futbol’a başladığım o yıllarda, Galatasaray’ın o keyif veren yüzü beni büyüledi ve Galatasaray’lı olmamı sağladı. İzmir’de gazetecilik yaparken 5 kulübü birden takip ediyordum fakat İstanbul’daki medya yapısı gereği sadece Galatasaray’ı yazmak zorunda kaldım. Ama bu diğer takımları takip etmiyordum anlamına gelmesin. Yine çok şanslıyım ki Galatasaray’ı izlemekten ve Galatasaray’lı olmaktan çok mutluyum. Bir gazeteciliğin ötesinde bir Galatasaray’lı olarak Avrupa’da büyük gururlar yaşadım. Galatasaray’ın Türkiye adına Avrupa’da gerçekleştirdiği futbol devriminden dolayı gururluyum.

- Galatasaraylılık spor yazarlığınızı ve yorumculuğunuzu etkiliyor mu? Yazılarınızda ve yorumlarınızda; taraftar gözüyle mi yoksa bir olay, bir maç gözüyle mi bakıyorsunuz?

Ben meslek gereği yorumumu yapıyorum, yazılarımı yazıyorum. Tribün’de yer alırsam Galatasaraylı’lığımı doya doya yaşamak isterim. Ama bana öğretilenler doğrultusunda mesleğimi yaparken asla duygusallık içinde olmuyorum. Tarafsız yorum yaptığım Beşiktaş’lı ve Fenerbahçe’li sağduyu sahibi insanlar tarafından da dile getiriliyor. Sokakta karşılaştığım Beşiktaş’lı ve Fenerbahçe’li taraftarlar bu tarafsızlığımdan dolayı beni kutluyorlar. Asla bir amigo yazar olmadım, olmayı da düşünmüyorum. Ama gerçeklerle yüzleşmekten korkanlar, özellikle Galatasaray’ın dışındaki bazı fanatik taraftarlar  takımları ile ilgili yaptığım yorumlara, fanatiklik ruhunda tepki gösterip, amigo suçlamasında bulunabiliyorlar ve bu da beni çok üzüyor. Çünkü meslek yaşamımda benim kişilere ve kurumlara karşı asla belden aşağıya vurduğum görülmemiştir. Zaman geliyor Galatasaray’ı da eleştiriyorum ama herşeyi ölçülü yapıyorum.

- Galatasaray'ın her sene yaşadığı transfer sorunları hakkında neler söyleyeceksiniz?

Türkiye’de kulüplerin sıkıntısı düzgün bütçeye sahip olmamalarıdır. Bugün 3 veya 4 kulüp Süper Lig’de borçsuz ayaktadır. Ama üç büyük dediğimiz, Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş büyük borçlar içindedir. Bugün Galatasaray’ın transferde yaşadığı sıkıntılarının sebebi ekonomisi’nin düzlüğe çıkamamasıdır. Eğer Galatasaray stadını yapar, Riva’yı değerlendirirse, ekonomik sorunlarına bir çözüm üretecektir. Ama, dünyaca ünlü olmak isteyen kulüpler, büyük paralar verip büyük oyuncular transfer edeceklerine, gelecekte kulübe maddi destek sağlayacak yetenekli, yerli ve yabancı oyunculara yönelmelidirler. Ajax, Manchester United ve Lyon en güzel örneklerdir. Benim anlayışıma göre büyük düşünmek, pahalı düşünmek değildir. Büyük düşünmek akıllı düşünmektir. Geçmişte Kaka’yı Ronaldinho’yu hatta Appiah’ı Türk futbolunu yönetenler iyi algılayamamış, bu oyuncuları bünyelerine katamamışlardır. Yani kulüplerin yapısı yeterince profesyonel değil. Bir araştırma ekibi yok. Bugün bir Anelka’ya verilen parayla, Fenerbahçe Afrika’da bir pilot takımı kurabilirdi veya bir başka ülkede Galatasaray Marek Heinz’a verdiği parayı sokağa atacağına Türkiye, içinden bir takımı pilot takımı haline dönüştürebilir ve bu parayı oraya aktarabilirdi. Yani kulüplerimiz günü kurtarmayı düşünüyorlar ve geleceğe yatarım yapmıyorlar. Tabi burada baş suçlu Futbol Federasyonudur.  U 17 takımımız Avrupa şampiyonu olmuş ve dünya dördüncüsü olmuştur. O oyuncuların kulüplerde oynamaları için bir baskı oluşturulmuyor ya da bir kanun çıkartılmıyor. Türk toplumu üreten değil, tüketen bir toplum. Kulüplerimizde bu felsefeyle hareket ettikleri için, kendi üretmeleri gereken hazır elemanlara büyük paralar verip, aldıkları için ekonomik sıkıntılarını çözemiyorlar.

- Transfer sorunu dedik ama sonunda bombayı patlattı Galatasaray ve Carrusca’yı transfer etti. Otoriteler bu oyuncu için yeni Ribery diyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz?

Ribery’i de çok önemli bir oyuncuydu. Ama önemli olan oyuncu tutabilmek, yani sahip çıkabilmektir. Carrusca, Galatasaray takımının sol kanadında iyi işler yapacaktır. Somoza gerçekleşirse, O da inanılmaz bir ön libero ve Arjantin milli takımına aday bir oyuncudur. Bu oyuncuları getirmesinin ötesinde sahipleneceksiniz, hata yapmayacaksınız. Paralarını zamanında ödeyeceksiniz ve o insanları mutlu edip, bir noktaya geldiği zaman satıp para kazanacaksınız. Fenerbahçe Appiah’ı getirdi, bir sene oynadı başarılı oldu dünya kupasında da Gana milli takımının kaptanı olarak sahaya çıktı, ilgi topladı ama şimdi tekrardan Avrupa’ya dönmek istiyor. Şimdi, Fenerbahçe Anelka’yı istediği fiyata satamaz ama Appiah gitmek isterse onu almak isteyen kulüp Fenerbahçe ile sıkı pazarlık yaşayacaktır. Bugün Galatasaray Ribery’e borcunu ödemiş olsaydı, Ribery Avrupa’ya gitse bile iyi para kazanacaktı. Ama yine söylüyorum, Appiah önce Galatasaray’a geldi. Onu o gün izleyenler böyle bir yetenek olacağını keşfedemediler.

- Galatasaray geçtiğimiz sezonu, tüm maddi olumsuzluklara rağmen Fenerbahçe'nin önünde şampiyon kapadı, ama buna rağmen taktik açıdan hep tartışıldı. Kadroda çok fazla değişikliğe gidilmeyeceğini düşünürsek; önümüzdeki sezon, Fenerbahçe'nin ilave 100. yıl motivasyonu, Beşiktaş ve Trabzonspor'un yeni jenerasyonu karşısında Galatasaray'ın şansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Galatasaray’ın artısı şu, takımdan fire vermedi. Bir tek Saidou gitti. Zaten tartışılan bir ön liberoydu. Türkiye standartları için belki yeterli ama Avrupa için yetenekleri tartışılıyordu. Galatasaray o bölgeye Vogel ve Somuza’dan birini alacak. İkiside doğru transfer olacaktır. Geçen sene Galatasaray ekonomik sıkıntı yaşadı ama Gerets takımda davranış biçimiyle, konuşmalarıyla bir bütünlük ve güven yarattı. Aynı şeyi Hagi bir yıl önce yaratamadığı için Galatasaray şampiyonluğu kaçırdı. Ümit Karan ve Saidou olmadan Galatasaray Hagi’li dönemde keyif vermiyordu ama bu iki oyuncunun şampiyonluktaki katkısını unutmak mümkün değil. Gerets, hep futbolcunun yanında yer aldı, onları medyanın ve ateşin önüne atmadı. Kol kırılır yen içinde kalır diye bir tabir vardır. Bir dönem Ümit Karan, Hakan Şükür ile yaşadığı sıkıntılardan dolayı dışlanmıştı ama aynı ikili Gerets’in davranışları sayesinde etle tırnak olmayı başardılar ve attıkları gollerlede Galatasaray’ın şampiyonluğunda pay sahibi oldular. Fakat 100.yıl ivmesi Fenerbahçe için olumlu bir motivasyon. Fenerbahçe’de sıkıntılar ön planda. Zico soru işareti ve yabancı transferler yapılmadı. Anelka ve Appiah gibi iki büyük yıldız takımdan gitmek istiyor. Şampiyonlar Ligi’nde iki ön eleme oynayacaklar. Bunlar Fenerbahçe’nin kafasında demokrasi’nin kılıcı olarak sallanıyor. Dahası takımını güçlendiren bir Beşiktaş ve sezona iddaalı giren bir Trabzonspor var. Yani lig yarışı bu sezon çok çetin geçecek..

- Geçtiğimiz sezon genç oyuncuların ön plana çıktığına şahit olduk. Galatasaraylı, Ferhat ve Aydın, Beşiktaşlı Gökhan, Fenerbahçeli Can ve Manisasporlu Caner... Bazıları milli takıma kadar seçildiler. Sizce artık milli takım düzeyinde genç yetiştirebiliyor muyuz?

Tabiiki yetiştiriyoruz. Ama onlara takımlarda daha çok şans vermeliyiz. Bunu Gerets gerçekleştirdi. Aydın’ı, Uğur’u ve Ferhat’ı vitrine çıkardı. Yeni sezonda gözdeleri arasında Mehmet Güven de olacaktır. Zico’nun da, Daum’un yapmadığı işi üstlenip Can Arat’ı oynatacağına, Gürhan’ı oynatacağına inanıyorum. Beşiktaş’ta da bir Mehmet Sedef var ki,  bence formayı çok hak ediyor. Tabiki yabancı hocalar  her zaman yılı kurtarmaktan yana hareket ederler. Hazır oyuncuyu daha çok tercih ederler. Gerets ilk yılında bu takıma 3 genci monte etti. Belki Arda'yı, belki Cafercan'ı da monte edecektir. Bu cesaretliliği Türkiye’deki yabancı ve yerli hocalarda gösterebilirse, biz de dünya futbolunda daha fazla söz sahibi oluruz.

- Geçtiğimiz sezonki hüsrandan sonra, bu yıl Avrupa'ya katılacak kulüplerimizin şansının ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Kayseri’nin çıkışını kutluyorum. Uefa’ya kadar, Türk futbolu adına iyi puanlar topladılar. Dünya sıralamasında bir hayli gerilere düştük ve yeniden Avrupa’da çok takımla mücadele edebilmemiz için, bu sene Beşiktaş ve Trabzon’un Uefa maçlarında ön elemelerini geçip gruplara kalması ve gruptan çıkmalarının şart olduğuna inanıyorum. Fenerbahçe ve Galatasaray Şampiyonlar Ligi’ne kalırsa mutlaka gruptan çıkmalılar. Ne kadar çok puan toplarsak, bu Türk futbolu’nun hem ivme kazanması hem de Avrupa’da çok takımla mücadele etmesini sağlar.

- Almanya'da özellikle Polonya gibi komşu ülke vatandaşları takımlarını sonuna kadar desteklediler. Acaba Türkiye orada olabilseydi, gerek futbol gerekse de futbol dışında neler yaşanabilirdi?

Almayan’daki Türklerle bu konuyu çok kez konuştum. Biz orada olsaydık, gurbetçilerimizin inanılmaz para harcayacaklarını söylediler. Tribünler bence oynadığımız her maçta dolu ve Türk seyirciler tarafından doldurulacaktı ve inanıyorum gitseydik çeyrek finale kadar kesin yükselirdik. Çünkü bizim kalitemizin altında bir çok takım Dünya Kupası oynadı. Bizim olmamamız büyük şanssızlıktı.

- Dünya Kupası'nda hakemlerin performansları çok tartışıldı. Bazı hakemler kupa bitmeden evlerine gönderildi, bazıları hakemliği dahi bıraktı. Acaba Türk hakemleri de bu tür üst düzey uluslararası organizasyonlarda görev alabilecek kapasitelerde mi?

Türk hakemlerinin Avrupa’da yer alabilmesi için, Türk futbolunun Avrupa’da kalıcı başarılar elde etmesi şart. Bugün İtalya şike skandalı ile sarsıldığı dönemde Dünya Şampiyonu oldu. Ama bu başarı, Juventus ve Milan gibi iki dev kulübün ceza almalarını engellemedi. Yani kendi içinde yaşadıkları ile uluslararası alanda yaşadıklarını birbirlerinden ayırt edebiliyorlar. Bizim ülkemizde şike skandalı var, daha doğrusu dile getirilen skandallar var. Bu skandalların içerisinde bazı hakemlerin adlarıda geçiyor. Eğer bu kirlenmişliği engelleyemezsek, ceza kararlarında cesur adımlar atamazsak, Avrupa’nın bize olumlu bakmasını engelleriz ve Türk hakemlerini de asla bir Dünya Kupasına ve Avrupa Şampiyonasına gönderemeyiz. Önce ligimiz temiz olacak, şaibe olmayacak sonra, dile getirilen bütün delilleri sonuna kadar araştıracağız. Gerekirse DGM düzeyinde spor mahkemeleri kuralım. İnsanları, yarını kurtarmak adına mutlaka yargılamalıyız. Her yargılanan suçlu çıkacak diye bir kurar yok ama sonuçta bu olayların aklanmaya ihtiyacı var. Kirlilik hep evimizin önünde olduğu sürece, Avrupa bizim evimizi ziyaret etmez. Çünkü kirlenmekten korkar. Bugün Almanya, bahis konusunda önemli karalar aldı. Futbolcularına, hakemlerine ceza verdi. Biz bahis skandalına karışmış futbolcuların cezalarında indirim yaptık. Kapalı kapılar ardında çok şey anlatanlar, toplum içine çıktıklarında o anlattıklarını konuşmaktan korkuyorlar. Yani deşifre olmaktan çekiniyorlar. Futbolcu Cafer bir açıklama yaptı ama kötü adam yine kendisi oldu. Futboldan para kazanacağı dönemde bütün kapılar kendisine kapandı. Denizli’nin 3 Çek futbolcuya “Oynamayın” diye para verdiğini söyleyen kişiye sormak lazım: “Aklın iki buçuk ay sonra mı yerine geldi? ” O kişi, bu işi yapmakla önce üstleniyor, para pazarlığını yapıyor,  parasını alamayınca feryat ediyor. Bence önce sorgulanması gereken, o mektubu yazan kişidir. Bunun altına önce kendisi imza atmış ama işler yolunda gitmeyince günah çıkarmaya çalışmıştır.

- Son sekize Dünya Futbolunun amiral takımları, yarı finale ise Avrupa'nın üst düzey dört takımı kaldı. Fakat 2002'de çeyrek finalde Afrikalı, Asyalı hatta Kuzey Amerikalılar bile vardı. Dört yılda Dünya Kupası'nı bu kadar değiştiren faktör sizce ne?

Bence Dünya Kupasına gelen takımların farklılıkları vardı. Afrika’da bir  Kamerun’un elenmesi süprizdi. Yeni takımlar geldiler, Fil dişi beklenen patlamayı yapamadı. Angola, Togo iyi niyetli oynadılar ama futbol bilgilerini yetersiz olduğunu gözlemledim. Bu çıkışı Gana yaptı fakat kulübesi de, o Dünya Kupası’nı kaldırmaya yeterli değildi. Bir de Brezilya ve Arjantin gibi takımların başarısızlığı beni şaşırttı. Özellikle Arjantin’in yıldızlarını yönetecek bir hocası yoktu. Brezilya, tamamen sponsor gücü nedeniyle elendi çünkü takımda oynayan dünya yıldızı oyuncular sponsordan büyük paralar kazanıyorlardı. Bu Parreira’nın özgür bir şekilde istediği bir takımı çıkarmasını engelledi. Ronaldo’nun, Ronaldinho’nun, Kaka’nın, Roberto Carlos’un, mutlaka oynatılması istendi. Ronaldo, 95 kiloyla geldi, 90.5 kiloluk göbeğiyle maçları oynadı. Hiç unutmuyorum, altı puan aldıktan sonra Japonya maçına çıktıklarında yedi tane yıldız oyuncuları kenardaydı. Juninho, Ricardinho, Cicinho, Da Silva gibi oyuncular ilk iki maçtan çok daha iyi oynayan, göze hoş gelen bir Brezilya yarattılar çünkü o maçta, sponsor baskısı yoktu. Brezilya gruptan çıkmayı garantilemişti. Yani paraya dayalı, baskıyla kurulan takım Brezilya’yı finale taşımadı. Özgür irade ile yapılması gereken ilk on bir, Brezilya’yı finale kesin taşırdı.

- Zidane'ın final maçında Materazzi'ye attığı kafa sonucu oyundan atılması ve akabinde Altın Top ödülünü alması geniş bir kitlece eleştirildi. Bu konudaki düşünceniz nedir?

Final maçı günü önümüze altın topu seçmemiz için listeler verildi. Beş kişinin adı vardı. Bütün gazeteciler Zidane’nın ismini yazdılar. Hiç kimse ünlü yıldızdan böyle bir hareket beklemiyordu. Çok ilginçtir ki ben o dakikada topun oynandığı bölgeye değil, Zidane ile Materazzi’ye takılmıştım. Birbirleriyle ile konuşuyolardı, yan yana yürüyorlardı. Zidane birden geri döndü, kafa attı. Maç kritiğinde olayın ayrıntılarını bilmeden bir oyuncunun ancak ağır tahrik veya küfürler altında böyle bir kontrolsüz hareket yapacağını düşünmüştüm ve yanılmadım, Materazzi, Zidane’nin ailesine ağır laflar ederken, terörist olmakla da suçlamış. Bunları Fransız basınından öğrendik. Dünya Kupasında Fransa’nın finale gelmesinde Zidane’nın payı büyüktü. Özellikle Brezilya’yı yendikleri maçta, sahanın yıldızı Zidane’dı. Fifa, Dünya Kupasında seramoni öncesi fair play’i vurgulayan bayrakları çıkarttı. Sonuçta bence bu hareket, Zidane’nın altın topu elinden alınmasına gerekçe olmamalıdır.

- İtalya'nın Dünya Kupası'nı kazanacağını herhalde İtalyanlar da kupa öncesi tahmin edemiyorlardı. Bu nedenle bir elektronik mağazası yaptığı kampanya neticesinde sattığı tüm televizyonların parasını müşterilerine geri ödemek zorunda kaldı. Acaba sizin için 2006'nın favorisi kimdi? İtalya için kupa öncesi neler düşünüyordunuz?

La Gazette Della Sport gazetesi, kupa öncesi İtalyanlar’ın deplasmanda Almanya’yı 4-1 yendikleri maçtan sonra “Bugün Dünya Şampiyonu olduk” başlığını atmıştı. Bende 13 Mayıs günü Sabah gazetesinde yer alan köşemde şöyle bir yazı yazdım “İtalya Dünya Şampiyonu olur.” Çünkü 12 yılda bir final oynamışlar. 1970’de Brezilya’ya kaybetmişler, 1982’de Almanya’yı yenmişler ve 1994’de yine Amerika’da Brezilya’ya penaltılarla yenilmişlerdi. Yazımın başlığıda “12 yılın uğuru” idi. Ben spor servisinde yapılan ankette “Kim şampiyon olur?” sorusuna İtalya cevabını vermiştim. Bu düşüncemi de Dünya Kupasına katılan tüm gazeteciler ile paylaştım. Çünkü gerçek devrimi İtalya yapmış Lippi, Albertini, Costacurta, Maldini gibi eski futbolcuları dışlamış ve yeni bir takım yaratmıştı. Hazırlık maçlarında izlediğim İtalya, takım savunması ve oyun disiplini ile beni büyülemişti. Bu iddaam da boşa gitmedi. İtalya şampiyon oldu.. O televizyon firması bence bir kumar oynamak istemiş, kaybetmiş. Ama reklamını iyi yaptığıda bir gerçek..

- İtalya'daki şike davası Dünya Kupası Şampiyonluğu'nu bile gölgede bıraktı. Verilen kararları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şike’nin dünyada baş gösterdiği ülke İtalya’dır. Bu konuda bir çok savcı can verdi. Özellikle, mafya konusunda İtalya’da çok fazla ilerlemeler kaydedildi. Temiz toplum yaratma uğruna İtalyanlar çok savcılarını kaybettiler. Aynı kirlilik futbol’da ön plana çıkınca büyük takım, küçük takım ayrımı yapılmadı; adalet keskin yönünü ayrım yapmadan İtalya’da gösterdi. Şu bir gerçek ki, İtalya’da yaşanan şike skandalı ulusal takımlarının daha fazla kenetlenmelerini sağladı. İtalyan futbolcular onurları ve prestijlerini kurtarmak için sahada mücadele ettiler. Oyuncular kamptan ayrılıp günü birliğine İtalya’ya ifade vermeye gitti. Fakat burada Lippi’yi kutlamak gerekir. Kupa boyunca İtalya kampını, İtalyan basınına tamamen kapattı. Eğer basın içeri girseydi, futbolcularla yakın olsaydı, belki de bu şikeyle ilgili sorular konsantrasyon eksikliğine neden olacaktı. Lippi, manastır mantıği ile futbolcularını kampa hapsetti. Yediler, içtiler, eğlendiler belki kan kustular ama kızılcık şerbeti içtim imajını dünya’ya verdiler. Kanayan yüreklerini sevgiyle dağladılar, kolej takımı havasına bürünüp mükemmel takım ruhuyla Dünya Şampiyonluğunu kazandılar.

- Türkiye'de de buna benzer bir skandal patlak verdi. Sizce bizde de İtalya'daki gibi sansasyonel kararlar alınabilir mi?

Bu zamana kadar alınamadı. Defalarca dile getirilen şike söylentileri, komisyonlar tarafından araştırıldı ama sonuçları hep fiyasko çıktı. Ya iyi araştıramıyoruz, ya da bilerek ele geçirdiğimiz delilleri veya bilgileri halının altına süpürüyoruz. Çünkü Türkiye’de yaşanan, dile getirilen şike dedikodularının içinde takımlar, yöneticiler, futbolcular ve  hakemler yok sadece.. Siyasetçilerde var. Bence önce siyasetçiler hesap vermeli. Ama dokunulmazlık özellikleri onları koruyor. Sporcular, yöneticiler, kulüpler ve hakemler dolayısıyla federasyon da bu olaylardan yıpranıyor. Federasyon için özerk diyoruz ama hükümet olarak bu özerkliğe saygı duymuyoruz. Kanunlarımız yeterli değil, mutlaka bir spor mahkemesi kurulması gerekir. Bu mahkeme de, şeffaf olmalıdır. Gerekirse televizyonlardan canlı olarak yayınlanmalıdır. İtalya bu işi öğrendikten sonra üzerine cesaretle gitti, telefonlar dinlendi, kesin belgeler ele geçirildikten sonra doğru infaz yapıldı. Kimsenin gözünün yaşına da bakılmadı. Bizde ise, Gökdeniz bahis oynadı. Bu ciddi bir şekilde belgelendi ve ceza aldı. Ama cezası, duygusallık ağır basınca indirildi. Oysa Avrupa’da bunu yapan bir oyuncunun milli takım formasını bile giymesinin zor olacağına inanıyorum. Kuralları koymak çok önemli değil, kuralları uygulamak daha önemlidir.

- Türkiye'de ve dünyada artık futbol oyunu deyince akla ilk gelen oyunlardan birisi Football Manager oluyor. Siz bu oyun hakkında ne düşnüyorsunuz?

Çok keyif veren bir oyun, hızlada yayılıyor. En azından insanlar kendilerini teknik adam veya yönetici yerine, başkan yerine koyabiliyorlar. Çünkü istediğiniz takımı yaratma şansınız var. Hayalinizdeki takımı Football Manager’da yerine getirebiliyorsunuz. Transfer yapıp, karşınıza da başka bir takım kurabiliyorsunuz. Çok keyifli, yani insanın hayal dünyasına hitap eden bir oyun. Hem zekanızı çalıştırıyorsunuz, hem de yaratıcılığınızı ön plana koyuyorsunuz. Sanal olarak almayı düşündüğünüz oyuncularla kurduğunuz takımın kazanması için çaba sarfediyorsunuz..

- Bir dönem Ersun Yanal'ın da milli takımın başına gelmesiyle birlikte futbolda bilim ve teknolojinin kullanımı üzerinde de medyada bir hava oluştu. Özellikle Ersun Yanal'ın Football Manager oyunu üzerine olan ilgisi zaman zaman dile getirildi. Acaba sizce böyle yazılımlar futbola katkı sağlayabilir mi yoksa sadece bir eğlence aracı olarak mı kalmalı?

Hayır, bence bu oyun sadece taraftarın veya futbola gönül vermiş adamların oynayacağı oyun değil. Teknik adamların da hatta futbolcularında oynaması gereken bir oyundur. Eğer mesleğiniz teknik adamlıksa, futbolculuksa, yöneticilikse bu oyun içinde daha çok yer almalısınız. Bazı şeyleri paranız olmasa bile gerçekleştiremiyorsanız bile bu oyun içinde gerçekleştirebilirsiniz. En azından içinizdeki özlemi giderir, ufkunuzu ve yaratıcılığınızı açarsınız.

- Turksportal’ı nasıl buluyorsunuz ? Football Manager Türkiye araştırma ekibi bir çok genç oyuncuyu daha büyük kulüplere transfer olmadan keşfetti. Hatta örnek olarak Tuncay’ı verebiliriz. Bir çok Football Manager oyuncusu bu oyuncuyu sayemizde öğrenmişlerdi.

Tabi. Dünya futbolunda nerede, ne kadar yıldız olduğunu bilmiyorsunuz. Ama bu portalın içinde bu isimleri tanıyorsunuz. Eskiden, futbola ilgi duyan bir çocuk dünya yıldızlarını daha ileriki yaşlarda öğrenebiliyorlardı. Ama şimdi aklın erdiği yerde bu isimleri aklına kaydediyor. Bu oyunu takip eden insanlarda dünya futbolunun yeni isimleriyle tanışma fırsatı buluyor. Zenginlik budur bence.. Sonuçta, size bir gelecek ile ilgili ve günümüz ile ilgili veriler sunuyor. Sadece oyun değil yaratıcılık, öğrenme, keyif alma var.. Çok yönlü bir zenginlik...

- Tüm ekip adına sizlere bir kez daha teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Ben teşekkür ederim.

Röportajda emeği geçen Mehmet Topuz, Aydın Akgün, Erkut Durmuş, Burak Duran ve diğer ekip arkadaşlarımıza teşekkür ederiz.

Yorum Yapmak ve Yorumları Okumak için tıklayınız.

Yazarın Diğer Yazıları
Bu Makaleye Yapılmış Yorumlar
Yorum Yap
Yapılan Yorumlar
Makale ile İlgili İşlemler
Arkadaşına Gönder
Makaleyi Puanla
Yükleniyor...